İstek üzerine üstün zeka, üstün yetenek, özel yetenek, yüksek yetenek, üstün potansiyel gibi kavramlar arasındaki farkın açıklanması yazıyorum.

Bir kere bilimsel olarak ilk çalışmaların olduğu Amerika’da bu kavram “Gifted” olarak ortaya atılıyor. Gift, İngilizce hediye demek, gifted ise hediye edilmiş anlamına geliyor. Bu kavram şöyle bir betimleme yapıyor, “öyle bir tasarım ki bu gerçekten Tanrı’nın hediyesi olabilir bize.“ Bizim kültürümüzde bunun karşılığı “Vehbi” olarak geçiyor. Hatta ilimler kaç türlüdür sorusuna Vehbi ilimler, kesbi ilimler diye ikiye ayrılırmış. Kesbi, çalışarak elde edilen demektir. Eski insanlar bazı bilgilerin çalışılarak elde edilebileceğini bazılarının ise çalışarak elde edilemeyeceğini kestirmişler. Bunu nasıl örnekleyelim, örneğin ikisi de aynı ekonomi bölümünden mezun iki genç olsun. İkisi de muhteşem bir zekaya sahip, ikisi de başarı ile bölümü bitiriyorlar. Ancak biri öngörülerinin isabeti noktasında kimsenin yarışamayacağı bir özellikte. Bunu açıklayamıyorsunuz bir şeyle. O zaman bu Tanrı vergisi diyorsunuz geçiyorsunuz.

Gerçekten de öyle mi? Bergson, bilginin elde edilmesinde “sezgi” yi koyar. Sezgicilik diye bir akımın da oluşmasını sağlar. Biraz felsefe okuyanlar bilir. Sezgi, aklın bir anlık kavrayışıdır. Örneğin iki doktor olsun. İkisi de sizden aynı tahlilleri ister, ancak birisi sizin hastalığınızı anında tespit eder. Bu ya deneyimden ya da sezgi dediğimiz zihnimizin o müthiş yeteneğindendir. Hani bir yabancı dizi vardı, bir doktor vardı. O kadar karmaşık hastalıkları çözüyordu. İşte bu beynin birçok veriyi birleştirebilme, gerçekliği algılayabilme yeteneği. Şimdi bu yetenek başlarda, insanlar tarafından algılanamadığı için harikulade görüldü. Kutsal kitaplarda geçen peygamberlerdeki özellikler de bu gibidir. Hz. Yusuf’un rüyaları yorumlayabilme yeteneği böyle bir şeydir.

Konu dağılmasın ama Bergson’un öğrencisi Blondel’dir. Blondel’in öğrencisi de Nurettin Topçu’dur. Ülkemizin ilk filozoflarındandır. Çalıştığı konu ahlak felsefesidir. İsyan ahlakı diye bir kavramı çalışır. Hocası Blondel de bunu çalışmıştır. İnsan dünyaya geldiğinde bazı şeyleri kabul etmesi gerekir, toplum bunları ona sunar. Ancak bazı şeyler doğru değildir, bunlarla da mücadele edilmelidir. Örneğin, rüşvetin, adam kayırmanın normal karşılanması, güçlünün zayıfı ezmesinin normal karşılanması doğru değildir. İşte buna eleştirel bakmaya isyan ahlakı diyor.  İsyan ahlakında Sokrates’i, Seneca’yı incelediği gibi Hallac-ı Mansur’u da inceliyor. Bu farklı zamanlarda ve mekanlarda yaşayan insanların ortak özelliği ne peki?

Bunlar, muhteşem bir sezgi yeteneğiyle, olayların içyüzünü görebilen insanlardı. O sezgi o zamanın bilimi ile açıklanamadığı için Vehbi (Allah vergisi) dendi geçildi. Aynı şekilde Amerika’lı bilim insanlarının “Gifted” dediği gibi.

Peki “gifted” ın Türkçe’deki karşılığı ne? Dediğim gibi “Vehbi” kelimesi ancak karşılayabilir.

Üstün zeka ne  peki? Öncelikle şunu anlayalım. “Zeka” kelimesi arapça kökenli bir kelime ve anlamı derin bir kelime. Zeka deyince İngilizcedeki “intelligence” karşılığı gelmiyor aslında. İçinde yeteneği de barındıran, anlayış, kavrayışı da barındıran bir kelime. Üstün Zeka demek aslında kelime anlamıyla üstün yeteneği de içine alıyor. Ancak kavramsal olarak üstün yetenek, üstün zekayı da kapsayıcı bir kavram.

Zeka testleri ile yapılan ölçümlerde 100 IQ puanı, sıfır noktası kabul edilir. 15 puan standart sapmalarla sağda ve solda yelpazeler olur. Örneğin 115 IQ puanı ile 85 IQ puanı aralığı normal değer olarak görülür. 115 IQ puanı ile 130 IQ puanı normalin üstü zeka olarak değerlendirilir. Bu zeka bölümü sınıfta kendini genelde belli eden ışıl ışıl bakan gözlerle sizi anlayan, görevlerini başarı ile yerine getiren öğrencilerdir. 130 IQ puanı ile 145 IQ puanı üstün zekalı çocuklar denilen gruptur. Tabi bu aralık bir kabulden ibarettir. 145-160 IQ puan aşırı üstün zekalılık, 160-175 IQ puan olağanüstü üstün zekalılık gibi sınıflandırmaları yapılıyor (Farklılaştırılmış Öğretim kitabıma bakabilirsiniz). Peki bizim ölçtüğümüz ne?

Cevap: Zeka

Peki Zeka Ne?

İşte biz burada durmalıyız. Neden mi? Çünkü zekayı doğru düzgün açıklayabilen olmamış tarihte. Açıkladıkları haliyle zeka testleri geliştirilmiş ve o geliştirilen testlerle ancak zeka ölçümü yapılmış. Zeka kuramları ve zeka testleri bir çok kez revizyon geçirmiş, çünkü insan olduğu kendini insan yapan o muhteşem yeteneği hala da anlayabilmiş değil. Kolay da değil anlaması. Yaratıcı Anneye Sihirli Notlar kitabımda beyin ile ilgili kısmı anlatırken söylüyorum. İlginç ve paradoksiyal olan şu, insan kendi beyni anladığı zaman beynin basitleşmesi gerçekleşecek, ancak o kadar karmaşık ki bunu çözebilecek bir güce asla ulaşamayacak. Sanki bir köyde bir berber bulunduğu köydeki erkeklerden sadece kendisini traş edemeyenleri traş ediyor. Bu paradoksa biraz kafa patlatalım. Bernard Russell ortaya atmış bu paradoksu.

Şimdi beyin o kadar karmaşık ki bu karmaşıklığı anlamak için beynimizi kullanıyoruz. Beyni çözerse o zaman karmaşık olmaz, bu da çok basit değil, kendi kendini çözebilmek, kendi resmini çizebilmek gibi bir şey.

Neyse zeka ilk başlarda Piaget gibi bilim adamlarının insanı diğer hayvanlara benzeterek çevreye uyum sağlama yeteneği olarak görmesi artık değişim geçirdi. Sternberg, zekanın çevreyi değiştirme yeteneği olduğunu söylüyor. Bu açıklama muhteşem. Eğer öyleyse test çözerek bir öğrenci neyi değiştiriyor. Bir şeyi değiştirebilme potansiyeli mevcut zeka testleri ile ölçülebilir mi? Bir sürü soru var.

***

Zekanın anlaşılması gerekli öncelikle

Yanılgılar üzerinden gitmenin anlamı yok.  Bu noktada yapacak çok bir şeyimiz yok. Her zaman dediğim iyi kuramcılarımız olması gerekiyor. Herhangi bir yetenek alanı için gerekli eğilimleri, o eğitimlerin beceri ve yeteneğe dönüşümünü iyi bir şekilde açıklamaya çalışan kuramcılara ihtiyaç var.

***

Peki üstün yetenek ve üstün zeka farklı kavramlar mı? Bunu en iyi şekilde açıklamaya çalışan Gagne’dir. Modelinde üstün zekanın ham madde, üstün yeteneğin ise bireysel ve çevresel katalizörlerle bir de şans faktörünün de birleşmesi ile farklı yetenek alanları olarak oluştuğunu söylüyor.

Şans Faktörü Yetenek Gelişiminde Önemli

Şans, çevreden farklıdır. Çevreye müdahale edebiliriz, hatta değiştirebiliriz. Ancak şans bizim elimizde olmayan şeylerdir. Örneğin üstün yeteneklilik ile ilgili faydalı bilgileri içeren kitap/kişi ararsınız,  her yeri didik didik edersiniz. Bulabildiğinizi bulursunuz ona göre elinizden geleni yaparsınız. Ancak, bir gün hiç hesaplamadığınız şekilde biriyle tanışırsınız ya da bir kitabı bulursunuz. Benzer şekilde çocuğunuzun eğitimi ile ilgili en iyi öğretmen arayışınız hep sürer. En iyi öğretmeni bulduğunuzu da sanarsınız belki de. Ama bir gün harika bir eğitimci ile karşılaşırsınız çocuğunuzu anlayan. İşte bu şans faktörüdür.

Einstein’ın Büyük Fikri belgeselinde görüldüğü gibi Einstein’ın eşinin matematiğinin iyi olması onun şansıdır. Planck gibi bir bilim insanının, Einstein’a inanması ve onun üniversiteye geçmesine destek olması onun şansıdır. Eddington gibi bir bilim insanının Einstein’ın kuramını ispatlamak için gözlem ve deney yaparak kuramının doğrulaması şansıdır.

Şunu anlıyoruz. Üstün Zeka ve Üstün Yetenek aynı şey değildir.

Üstün yetenek, üstün zekanın (hammaddenin) dönüşüm geçirmiş halidir. Ancak burada ailelere şunu da söylemem gerekir. Üstün yetenekten söz edebilmemiz için bireyin etkili bir ürün ortaya koyması lazımdır. Herhangi yetenek alanında ürün ortaya koyamamış, o alanı etkileyememiş biri için üstün yetenekten söz etmek mümkün değildir. O yüzden genelde üstün zeka derim. Nedeni ise bu çocukların üstün yetenek potansiyeline sahip olmalarıdır.

***

Özel yetenek kavramı ise şu an bakanlığın kullandığı bir kavramdır. Special Talent olarak İngilizcede karşılığını bulan bu kavram tam olarak üstün yetenekliliği (giftedness) kapsamaz. Özel yetenek her alanda olabilir. İyi bir perde tasarımcısı da kendine ben de özel yetenek var diyebilir. Ancak bu akademik literatürde tam da karşılığı olan bir şey değildir. Nedeni ise

Birincisi; Bugün evrensel olarak kabul edilen dünya çapında yetenek alanları bulunmaktadır. Bunlar arasında bu tür yetenek alanları sayılmaz

İkincisi; üstün zekalılık (giftedness) aynı zamanda bilişsel alanda normal üstünlüğün diğer gelişim alanlarında asenkronize (eş zamanlı olmayan) gelişimi de ortaya çıkardığı bir psikolojik durumdur. Özel yetenekliler de böyle bir durum görülmeyebilir.

Üçüncüsü; özel yetenek tüm dünyada genelde örgün eğitim içinde değil yaygın eğitimle geliştirilir. Örgün eğitimle desteklenmesi gereken ise üstün zekalılık (giftedness)tır.  Bu durumla özel eğitim gereksinimi olan öğrenci grubuna girilir ve özel eğitim verilmesi durumu hak edilir.

***

Sanırım bu kavram kargaşasının arkasında yatan nedenin biraz da dil bilimsel olduğu anlaşılmıştır. Üstün zeka kavramına karşılık olarak bazen yüksek potansiyel (high potentiality), yüksek yetenek (high ability) gibi kavramların kullanıldığı da olmuştur.

Özetle bunların hepsi bilişsel alandaki ham maddeye işaret eder. Ancak üstün yetenek ise bunları da kapsayan ve yeteneğin tescillendiği (ürün ile) bir durumdur. Ben bazen eğitimlerimde “üstün yeteneği bırakın yetenekli çocukları yetiştirelim yeter” demekteyim. Sanırım ne demek istediğimi anlatabilmişimdir.

Bu arada kendi “üstün zekalılık” kuramımı en kısa zamanda açıklayacağımın müjdesini vermek istiyorum. Bu topraklarda ve dünyada üstün yetenekli bireylerin yetişmesi için hangi dinamik ve faktörler işlemektedir? Bunu açıklama getiren özgün kuramlara ihtiyacımız olduğunu bir kez daha tekrarlıyorum.

Umarım faydalı bir yaz olmuştur. Sorularınız olursa yorumlara yazabilirsiniz.

Doç.Dr. Hasan Said TORTOP

Üstün/Özel Yetenekliler Uzmanı