Eğitim ve pedagojide dikkatimi çeken bir şey oldu. Benzer şekilde psikoloji ve felsefe de aynı çizgide ilerliyor sanki.

Felsefede örneğini epistemolojide -yani bilginin ne olduğu, nasıl oluştuğu, yöntemi konusunda çalışan alandır- bir filozof der ki bilgiyi düşünce oluşturur, biri madde oluşturur, diğer duygu oluşturur der ve ekolünü ya da kalesini yapar. Şimdi yapılması gereken bu kalenin sağlamlaşmasıdır. Örneğin sensualizmi ele alalım. Duygu bilginin kaynağıdır der. Duyguların yüklendiği bilginin unutulmadığını, bilginin duyguyla eşlik ederse anlam kazanacağını savunur. Bu fikir elbette kendi argümanlarını oluşturacaktır. Birçok kişi de çürütmeye çalışacaktır. Çalışır da zaten. Çünkü onun da başka fikirleri var. Bu kaleyi inşa etmek kadar kalenin savunulmasında öyle bir genellemeye varılır ki, artık dersiniz tama “duygu herşey” elbette ki değil. Bir lider için duygunun yoğun olması onun liderliğine zafiyet verir. Duyguna takılır intikam alır, duygusuna takılır yanlış, gereksiz merhamet duyar ve liderliği sarsılır. Şimdi bu fikrin herkese ve her şeye uygulanamayacağını böylelikle anladık sanırım.

Şimdi eğitime bakalım. Öğrenme davranış değişikliğidir der davranışçılık ona göre açıklar her şeyi. Sınıf yönetiminde her şey davranışa göre şekillenir. Burnunu karıştıran bir çocuk öğrenmemiştir sınıf kurallarını. Peki ya bu çocuk başka şeylerden dolayı bunu yapıyorsa? Ya da bunun doğru bilgi olmadığını düşünüyorsa. Bu kişinin fikri ya da beyninin içindekinin önemi yoktur. Bilişselciler bunun daha önemli olduğunu düşünür ve her şeyi zihni ikna ile gerçekleştirebileceğini sanır. Bir zihinsel engelli çocuğa arkadaşına tükürmemesini söylememenin hatta ikna için bir çok telkinde bulunmanın yararsız olacağını düşünmez.

***

Neden böyle peki? Bunun nedeni çok açıktır. Herkes aynı değildir. Aynı kalıtsal genetik kodlar ile dünyaya gelmez. Ayrıca aynı kültürel genetik kodlarla da şekillenmez. Örneğin el işaretlerinin farklı kültürlerde çok farklı anlamları vardır. Çok kültürlülüğü anlayan biri aslında üstün zekalı çocuğun da farklı olduğunu anlar. Eğer farklı ise o zaman bizim her yere ve her şeye giden uygulamaların da bunlara gitmeyeceğini bilmek lazımdır.

***

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite konusundaki düşüncelerimi daha önce yazdım. ÜZ çocuğu olan ailelere bu konuda öğretmenlerin çok sıkıştırmalarına da dayanarak psikologları gezmelerini önermediğimi söyledim. Ancak burada gerçekten DEHB tanısı konmuş olan ÜZ çocukların ayrı olduğunu belirtmem gerekir. Bunlar için işinin uzmanı psikologlarla -ancak yine söylüyorum, “üstün zekalılık olgusunu bilmeyen ve çalışmamış psikologlara da gitmeyin” – destek alabilirsiniz.

Bu tür çocuklarda yapılması gerekenler, öncelikle ve öncelikle çocukta dikkat eksikliği ve hiperaktiviteyi tetikleyen etkenleri temizleyin ve düzeltin. Napalım peki.

SARILIN ÇOCUĞUNUZA…

Çok samimi ve içten bir şekilde, o öyle yaslansın size. Öyle güzel bir sığınak yok bu dünyada. Siz sarılırken asla yarın ki işinizi, yemeğinizi, eşinizle tartışmanızı unutun gitsin. Öyle bomboş, öyle sıcak öyle içten. Ondan sonra hadi oyun oynayın bakalım. Önce biraz enerjinizi toplamaya ne dersiniz. Biraz meyve yiyin, kuruyemiş vs. aman dikkat aşırıya da kaçmayın. Şimdi artık birlikte senkronize hareket zamanı. Okuyun çocuğunuzu kitap okur gibi. Hem oynayın hem konuşun. Hem hımm deyin, öyle mi deyin. Açıldıkça açılsın, döküldükçe dökülsün. Ancak karşınızda sizi  manüpile edebilecek, sizi kullanabilecek bir zekanın olduğunu da aklınızdan çıkarmayın. Şimdi bitti mi, artık sırtınızı yaslayabilirsiniz. Ancak durun bir dakika, bitmedi. Şimdi artık yatağa girme ritüellerini başlatıyoruz. Öncelikle hafif kitap okuyalım, biraz uyuklama gelsin, ardında pijamalar giyilsin, tuvalet, dişleri fırçalama gibi rutinler. Şimdi odasına doğru gidiyoruz. Onu da hazırlıyoruz, yine oynayarak esprilerle eşlik eden bir süreci daha tamamlıyoruz. Uyudu bizim hızlı çocuğumuz. Yaratılışından gelen o hormonal farklılık onu böyle yapıyor. Onun suçu değil asla. O da vücdunu kontrol etmeyi sizin desteğinizle öğrenecek, ama biraz sabır olur mu?

***

peki şu bilgisayar oyunları, dikkat setleri ile dikkatini toplamasını geliştiremez miyim? Bu konuda karar sizin. Ben olsam yapmazdım. Çünkü;

Birincisi; dikkat bağlamdan kopuk olamaz. Ne demek bu? Dikkat ancak dikkat gerektiren zamanda dikkati kullanmaya çalışmak ile sağlıklı gelişir. Yoksa sabah akşam gizli resim, farklı olanı bul, eşlerdir gibi etkinliklerin olduğu setlerle ya da bunların bilgisayar versiyonları ile oturarak sağlıklı gelişmez. Boşa emek ve zaman harcamaktan başka bir şey olmadığı gibi kolaycılıktır aynı zamanda.

İkincisi; bilgisayarın olumsuz etkilerinden kurtarmak için çabalarken bağımlı hale getirme tehlikesini de içinde barındırıyor.

Üçüncüsü; kitap deyince aklımıza test kitabı gelir oldu artık ya da roman. Ben ne test kitabından ne de romanlardan hoşlanırım. Hele şimdilerde hızlıca okuyup bitirilen şekerli sakıza benzettiğim kişisel gelişim kitaplarından. Bunlar aynı şekerli sakız gibidirler, belli süre hoş gelir insana ama sonra geldiğiniz yöne dönersiniz. Şimdi de karşımızda eğlendiren matematik, güldüren fizik, rahatlatan Türkçe gibi kitaplar çıkmaya başladı. Neden sizce ? çünkü hedef kitlede bunlar eksik ve bunları istiyor. Hem güldür hem öğret. Bu paradoksu gerçekleştirebilirsen gerçekten iyisin deniyor.

“Ancak matematik merakla birleşmeyince, emekle yoğrulmayınca, yaratıcılıkla tekrar tekrar uğraşılmadıkça geliştirilmez. “

Peki bugünkü konumuz olan dikkat ve zeka da öyle mi? Elbette öyle. Dikkat ve konsantrasyonun gelişmesi, sizin görevinizin gerçekliği ve önemi ile doğru orantılıdır. Peki gerçek ne? Gerçek hayatın ve bağlamın ta kendisidir. O zaman kitap kavramını çok değiştirmeliyiz. Bence kitap notlar alınan, işaretlerin olduğu ve bireyi aktif hale getiren bir araç olmalıdır. Böyle bir kitabın yazımı zordur. Böyle bir kitabı oluşturmak ve uygulamak ise ve oldukça yararlıdır.

Dördüncüsü; biz zekanın alt alanı aslında dikkattir. Birçok zeka testinde dikkat alt boyutu vardır. Dikkat olmadan ne öğrenme olur ne de yaşam olur. Peki yaşamın içinde olmayan, tepeden inen bir şey zekayı ve dolayısıyla dikkati ne düzeyde geliştirir? Yaşama dokunan oyunlar ama BAĞIMSIZ OYUNLAR dikkati ve dolayısıyla zekayı geliştirir. Örneğin vahşi ormanlarda yaşayan ya da doğaya atılan bir çocuğun balık avlamak için ya da meyvelerin zehirli olmayanları seçmek için dikkati gelişmek zorundadır değil mi? Bu apaçık bir örnektir sizlere. Dikkati gelişen zeki olur, zeki olan ise hayatta kalmayı başarır. Bu durum böyledir.

Beşincisi; ÜZ çocuk ilgisini çekmeyen bir şeye dikkat göstermez. O yönde de zekası ve yeteneği gelişmez. Bu onun yaratılışında bulunan bir özelliktir. Bunu geçici çözümlerle çözemezsiniz. Sadece kendimizi avuturuz. “Biz işini çok iyi yapan birinden dikkat ve konsantrasyon eğitimi alıyoruz” bu cümleyi çok duyuyorum. İstediğiniz kadar alın. Hep verdiğim örnek sadece top sektirmekle iyi bir basket oyuncusu olamazsınız.

Altıncısı; DEHB olan çocukların tedavisinde birçok yöntem bütüncül olarak kullanılır. Sonra da dikkati arttı diye raporlanır. Peki bu özel çocuklar için olan herkese uygulanmalı mıdır? Yukarıda zaten bunu anlattım. Herkese ve her yere her şeyi uygulamak yararlı olmayabilir. Bu gereksiz ve boşa zaman harcamak demektir.

Yedincisi; acımasız bir kapitalizm ile karşı karşıyayız. Özel amaçlarla hazırlanan ürünler, ne kadar geniş yelpaze bulursa o kadar iyi üreten ve satan için. O zaman söylemlerin içinde ÜZ çocuklar da oluverse ne olur ki? Gibi yaklaşımları görmemek elbette olmayacaktır. Biz ise bu noktada bilinçli ve farkında olmak zorundayız.

Sekizincisi; daha önceki yazılarımda da çok söyledim ÜZ çocuklarda onların bir eksiği ya da zayıf noktası olan yönler, yüksek sesle ya da üzerine bastırarak yanında söylenmemelidir. Hatta ima ile bile söylenmemelidir. Bir konferansımda anne çocuğunu almış yanıma getirdi. Hadi al uzman konuş bakalım dedi. Nasılsın dedim? O da bana ben opsesif kompülsif bozukluğu olan biriyim dedi. Ben de hayda.. o ne be dedim. Nereden çıktı, nereden biliyorsun dedim. Konuşmaya başladık, ilgi alanlarını deştim. Seni biriyle tanıştıracağım dedim. Gözlerinin içi parladı bir anda. Beni kimse anlamıyor dedi. Annesi hala dürtüyor, hocam şöyle yapıyor böyle yapıyor diyordu. LÜTFEN ÇOCUĞUNUZUN YANINDA ONUN HAKKINDA KONUŞTUKLARINIZA ÇOK DİKKAT EDİN.

Nasıl bir tahribatta bulunduğunuzun farkına bile varmazsınız. Ben dikkat ve zeka geliştirme konusunda da aynı yaklaşımın olması gerektiğini düşünüyorum.

Sanırım saydığım nedenler biraz ışık tutmuştur fikirlerinize. Ben sadece zeka ve dikkat testlerinde zayıf olduğu yönlerin geliştirilmesi için yukarıda belirttiğim gibi bağlam temelli ve oyunlaştırılmış yaklaşımları öneriyorum. İlla da test yaptırmanıza gerek de yok. Bunu elbette anlayabilirsiniz. Öyle ise hepimize kolay gelsin.

Doç. Dr. Hasan Said TORTOP

Üstün/Özel Yetenekliler Uzmanı